11 Aralık 2012 Salı

militarizm üzerine serpil odabası ile bir söylesi


Aramızdaki kilometrelere ve ulusal sınırlara rağmen internet üzerinden söyleşi yapmayı kabul etmeniz büyük incelik. Öncelikle bir teşekkür!
-Ben teşekkür ederim, aramızdaki binlerce kilometreye rağmen ilginiz için.

Sergilerden ve internet sitenizden takip ediyoruz sizi, iktidarın “
öteki” gördüğü herkes tualinizde. Bir de buradan soralım, kimdir bu iktidar, kimdir bu öteki?

-İngeborg Bachman’ın ünlü tanımlamasıyla başlayayım; der ki Faşizm atılan bombalarla başlamaz, faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar, “iktidar”ı çok  yukarılarda aramaya gerek yok, ‘iktidar ‘ bazen yaptıgımız bir “iyilik”te, bazen bilgimizde, bazen ünvanlarımızda, paramızda, cinsiyetimizde, etnisitemizde ya da o çok övünmeyi sevdiğimiz soyumuz sopumuzda,… Önce kendi egemen kodlarımızla uğraşmadan ve arıtmaya çalışmadan egemene sayıp dökmek samimi değil, hatta bazen komik,
Kadın kendine “evet ben feministim” diyor sonra diyor ki eltilerimden ve görümcelerimden çok çektim, nefret ediyorum kadınlardan, al işte her şeye öznel deneyimlerimizden bakacak olursak zaten çok olağan oluyor bunca ölüm kalım mağduriyet. Üç kişi bir araya gelse diğerine linç başlıyor, bu çok geniş bir tartışma konusu aslında ama özetle tanımlanmış egemen kimlikler ve tanımlanmışların dışında kalanlar dersem olur belki.


Bir eserinizde, tahtaya “Herkes hain” yazan bir öğretmen hatırlıyorum. Bu asker giysileri içindeki öğretmen için neden herkes hain?

-Bu öğretmen kurgu değil, aynı okulda çalıştığım bir histerik tarih öğretmenidir. Canhıraş bir biçimde öğrencilere etrafındakilere resmi ideolojinin tanımladıklarının dışındakilerinin ne kadar tehlikeli ve iç-dış mihraklar olduğunu anlatmaya çalışır dururdu, derste öğrencilere Orhan Pamuk için ağza alınmayacak hakaretler ve küfürler yağdırırdı, unuttuğu bir şey vardı o geçirdiği histeri krizleriyle kalacak,  ilkokul müfredatı ve ezberleriyle kendini kutsayışıyla kalacak, dünyanın evrildiği bir yer var, 50 yıl sonra o sıralarda oturan başka öğrencilere Tarih ve Edebiyat derslerinde sorulacak “Nobel ödülü alan Türkiyeli yazar kimdir?
Bu iş o öğretmen üzerinden benzerlerine bir gülümseme idi J
Herkesin hain ilan edildiği bir dünyanın alternatifi nedir sizce?
-Önce empati, Kore yapımı olan bir filmden bir sahneyi hiç unutamam, kurbağaların sırtına taş bağlayıp onları tekrar suya salan çocuğun hocası da onun sırtına bir taş bağlayıp onu suya bırakmıştı, çok sert görünebilir ama budur ahvalimiz. Herkesin hain ilan edildiği bir dünyanın tek alternatifi Empatidir bence.
Sınırlar, tel örgüler bizi ayırdığı gibi, eserlerinizde de sizi düşüncelerinizden, insanları kendilerinden ayırıyor. Nasıl kalkacak bu sınırlar?
-Doğa insanı terbiye ediyor, hırslarını aç gözlülüğünü ona sıkça hatırlatıyor diye düşünüyorum, umudum bu olduğundan değil ama görünen o ki yakın tarihte iklim, su ve kıtlık nedeniyle insanlar oradan oraya göç edecek, milyonlarca insanın dayandığı sınırlarda kimse yasalarınızla filan ilgilenmez, çaresi yok açılacak o sınırlar ve insana yakışan neyse öyle olacak, eğer olmazsa en başta doğa; silah tank tüfek para tanımayacak zaten.

Eserlerinizde heteroseksist ve ataerkil toplumu da hedef alıyorsunuz. Sınıflı toplumların vazgeçilmezi militarizm ve cinsiyetçilik arasındaki bağı nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Militarizm ve cinsiyetçilik  birbirini besleyen iki yakın akraba gibi,  “aslan oğullar” üzerine inşa edilmiş çok yönlü, çok köklü bir hal ve itiraz edildikçe aşınacak olan…

Sizin eserlerinizde de sıklıkla yer alan bir figür var. Kafaları el bombasından insanlar, her gün görüyor gibiyim onları. Sokağa çıktığımızda herkesin nefret türkülerini işitmek mümkün çünkü. İktidarların sıkı sıkıya örgütlediği militarist düzene karşı ne yapmalı?

-Ne yapmalı, sanırım kullanılan dil çok önemli, nefret söylemine karanfillerle gitmekten bahsetmiyorum ama argümanlarımızı çok doğru yerlerden seçmek zorundayız, çatışma çatışarak beslenir, çünkü bunun sonu yok, sokakta kuduruk bir linç güruhu gördüğümüzde kaçmaktan bahsetmediğim gibi çubukları sopaları alıp karşılık vermekten de bahsetmiyorum, başka bir dili olmalı bunun, belki o nefreti körükleyemeyecek sivil itaatsizlik eylemleri …, polise kırmızı kağıt uçaklar atıldığında kıpırdayamaz olmuşlardı, gülsünlermi saldırsınlarmı bilememişlerdi,  biraz hedef saptırmak iyidir, evet ısrarlı sivil itaatsizlik eylemlerinin daha bezdirici ve caydırıcı olduğunu düşünüyorum,
Her muhalefetimiz bir yandan besliyor da onları, çözüm de üretiyoruz çünkü beraberinde.

Son olarak, çalışmalarında yüzünü kapamış kadınlar, anneler, çocuklar ne zaman açar yüzünü sence? Onların umutlu gözlerini ne zaman görebiliriz?
-Bazen yarım yüzler yada hiç yüzler çalıştım işlerimde, (ç)alınmış yüzler onlar, çocukların öldürülmediği annelerin onların yolunu beklemediği günlerde belki yüzlerini geri almış olurlar, umuyorum bende ama karşımdaki tablo beni pek umutlu da kılmıyor,...

*Görseller Serpil Odabaşı. http://srpl.info/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum

sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya için lekeler, çizgiler...