7 Eylül 2013 Cumartesi

MONTPARNASSE’LI KİKİ ARAMIZDA



José-Louis Bocquet’in hikayesini yazdığı ve Catel’in çizgileriyle canladırdığı Kiki olarak tanınan Alice Prin’in hayatı çizgi roman olarak geçtiğimiz Nisan ayında BilgeSu yayınları tarafından basıldı. İlk olarak, 2008 yılında Fransa’da kitaplaştırılan eser, Türkçe’ye Özlem Kasap ve Nizamettin Kasap tarafından çevrildi.

2 Ekim 1901 tarihinde dünyaya gelen Alice Ernestine Prin, kendisine dayatılan kadınlığı reddetmiş bir sanatçıydı. Sanat camiasında Kiki adıyla ünlenen Prin’in hayatı konu edinen bu çalışma, avangard sanattan, dadaizme, o dönemde Avrupa’da filizlenen sanat akımlarının rüzgarını bize ulaştırıyor. Çocukluğunun geçtiği, Chatillon-sur-Seine’nın yoksul sokaklarından görsel sanatlara doğru uzun bir yolculuk olarak düşünebileceğimiz hayatı bir sanat eseri naifliğinde. Naiflik derken, öyle elitist, yapmacık bir naiflik değil. Arzularını bastırma yolunu seçmemiş bir kadının, çok sevgilisi olan bir kadının ama hep yalnız olan bir kadının ironisi bu.
Kırılgan ama kavgacı bir naiflik. Mücadeleci ve sıkılgan.

Babasını tanımayan bir çocuk olan Kiki, yıllarca babanesiyle yaşar. Bir süre sonra, annesinin Kiki’nin okuması ısrarıyla Paris’e yerleşir. Paris Kiki’nin hayatında gerçek bir dönüm noktası olur. Ancak annesi ekonomik nedenlerle Kiki'yi okuldan alıp çeşitli işlerde çalıştırmaya başlar. Kiki ise her çalıştığı işten sıkılır, kendine yabancılaştığını hisseder ve çalışmak istemez. Onun bu karakteri, zor çalışma şartlarıyla birleşince, kendisine modellik yapmasını öneren bir heykeltraşla çalışmaya başlar. Annesinin durumdan haberdar olmasıyla Kiki evi terkeder ve Paris’in bohem hayatında kendine bir yer açar.

Yaşama enerjisi ve kendi bedenini özgürleştirmesiyle Kiki, sanat çevresince kolayca fark edilir. Birçok ressama, heykeltıraşa modellik yaparak geçimini sağlamaya çalışır. Yoksulluk hayatı boyunca onu hiç yalnız bırakmasa da hayatının bazı dönemlerinde kazandığı iyi paraları da yalnızca eğlenmek ve kendince –insanca- yaşamak için tüketir. Öyle ki, Ressam Fujita Tsuguharu’nun, Kiki’nin modelliğini yaptığı tablolarının çok yüksek meblağlarda alıcı bulmasının ardından, Kike’ye ödediği yüklüce ücret, Paris’in en ünlü butiklerinde bir anda suyunu çekmiş bir servete dönüşür.

Soutin, Modigliani, kendisine Kiki adını veren Mendjisky, Man Ray ve daha birçok sanatçı için modellik yapan Kiki bir süre sonra kendisi de resim yapmaya başlar. 1927 yılında Sacre du Printemps’de açılan resim sergisi, dönemin koleksiyonerlerinin büyük ölçüde ilgisini çeker. Kiki’nin sanatsal yeterliliğinin yanında popüler bir karaktere dönüşmesi de bunun sebeplerinden birisidir.

Kiki bu popülaritesinin cefasını da az çekmiş değildir. Modelliğin küçümsenen bir iş olarak algılanması çoğu zaman ahlak polisleriyle ve erkeklerle başının derde girmesine sebep olur. 1925 yılında kendisine hakaret eden bir polis memuruna saldırdığı gerekçesiyle tutuklanması ayrıca hayatı boyunca bir çok erkeğin tacizine uğraması kitabın atlamadığı diğer ayrıntılar. Yine de Kiki sadece seçtiği erkeklerle sevişen bir kadındı. Kiki, kendisiyle evlenmek isteyen ve ona zengin bir hayat sunan birçok zengin ve ünlü erkeğin tekliflerini tüm yoksulluğuna rağmen reddetmişti.

Tek eşliliği, hayatı boyunca sağlıklı bulmayan Kiki en çok sıkılmaktan korkuyordu.
Dönemin sanat tartışmalarına da yer veren kitap, Dadaist Trıstan Tzara ve Andre Breton arasındaki çekişmeye değinmiş. ‘Yıkmalı! Yakmalı!’ diye haykıran Dadaist Sanat Manifestosunu kaleme alan Trıstan Tzara ve Andre Breton’un münakaşaları 6 Temmuz 1923 günü gerçekleşen Dadaist etkinlikte ortaya çıkan skandal kavgada anlatılmış. Bu eserde, dadaist sanatçıların çözülüşünü Kiki'nin gözünden görmek mümkün.

Tarihi arka planı hiç yitirmeyen eser, iki dünya savaşına da Kiki’nin bakış açısıyla bizlere sunmuş.Yaşamında iki savaşa tanıklık eden Kiki, ‘yine mi savaş’ diye sızlanırken çevresinde birçok arkadaşının ikinci dünya savaşında direnişçilere katılması çizgi romanda atlanmamış. Kiki’nin direnişe katılma hakkındaki görüşü ise, ‘ben hiçbir zaman o kadar direnişçi olmadım’.

Kazanmış Bir Kadın Olarak Kiki
Çoğu kişiye göre kaybetmiş bir kadın Kiki, Sevgi Soysal’ın roman karakteri Tante Roza’ya o kadar benziyor ki. 1968 yılında Soysal’ın yazdığı Tante Roza, bir anti kahraman olarak, dayatılan kadınlığı kabul etmeyişiyle bir anlamda kazanmış bir kadındı. Uyuşturucu bağımlısı, hiçbir zaman gerçek sevgiye erişmediğini düşünen, kadın olmasının tüm zorluklarını yaşayan ve buna rağmen bunların ortadan kalkması için yaşayan bir kadın… Kiki, bu yönüyle kaybetmiş olarak düşünülemez. Belki Kiki gizli bir Tante Roza. Çünkü, 'Tante Roza bütün gerçekleri yaşamak, ama yine de ısrarla ‘Sizlerle Başbaşa’ dergisine kanmak demekti’*. Kiki’nin son derece gerçek yaşamını bir hayal gibi yaşaması, gerçekliği hafife alması ve birlikte olduğu her kadın ve erkeğe tekrar tekrar ‘beni seviyor musun?’ diye sorması ama hiçbir zaman cevap alamaması başka neyle açıklanabilir?

Kiki, 1951 yılında yeniden döndüğü Montparnasse Bulvarındaki evinde hayatını yitirdi. Ama bugün modelik yaptığı eserlerde, kendi sanat çalışmalarında, fotoğraflarda ve nihayetinde bu çizgi romanla yeniden aramızda. Belki de bu yazıyı şöyle bitirmeliyiz:
‘Biz unutmak için, kaçmak için soyunanlardandık, kaçmak için. Oysa hatırlamak için soyunulur, hatırlamak için, yüyıllardan beri unutulanları hatırlamak için, yeniden başlamaya gücü olmak için, seçim yapmak için, seçim yapabilecek açıklığa kavuşmak için. Hayır demek için, evet demek için, başkaldırmak için, barış için soyunulur, soyunulur.’**
Ve defalarca soyundu Kiki bunlar için.
*Sevgi Soysal, Tante Roza, Ağustos 1985, sf. 55
** Sevgi Soysal, Tante Roza, Ağustos 1985, sf.76

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum

sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya için lekeler, çizgiler...