16 Mart 2017 Perşembe

Putkaya “Dikiş Nakış”

Marjane Satrapi “Dikiş Nakış”ta kendi hikâyesinden yola çıkıyor ve ataerkil toplumsal cinsiyet rejimine mizahi bir eleştiri getiriyor. Başrol ise kadınlarda…

Daha önceki yazılarımızda Türkiyeli çizgi roman okurlarının, çizgi romanda kadın karakterlerin ve hikâyesinin yok denecek kadar az olduğundan şikâyetçi olduğunu belirtmiştik. Çizgi romanda az sayıdaki kadın temsilinin oldukça problemli olduğunu, kadın karakterlerin heteronormatif erkek egemen sistemin talepleri doğrultusunda resmedildiğini ve toplumun ahlak yargılarının onayladığı kadın özelliklerini taşıdıklarını ifade etmiştik.


Yazımızda bu çerçeve içinde ele alacağımız eser, “Persepolis”in çizeri Marjane Satrapi’nin bir başka eseri. Türkiye’de ilk baskısını 2008 yılında Minima Yayınları’nın yaptığı “Dikiş Nakış”, Marjan Satrapi’nin Türkçe’ye çevrilmiş üç eserinden biri.

6. Feminist Forum kapsamında 12 Mart günü Gözde İlkin’in gerçekleştirdiği “Ütopyalarımızı Sanatla Buluşturuyoruz” atölyesi, “Dikiş Nakış”ı yeniden hatırlattı. Aslında bu hatırlama bir başka anımsamanın sonucu oldu; Gözde İlkin, bu atölye ile eve ait kumaşlarla, çocukluk evimizi, cinsiyetimizi, cinselliğimizi ilk keşfettiğimiz aile evlerindeki köklerimizi yeniden uyandırdı. Atölye’nin ardından kitabı yeniden okumak istedim ve Satrapi’nin kadınların dünyasını kendi ailesinin hikâyesinden yola çıkarak anlattığı bu eseri sizlerle paylaşmak istedik.

Gözlerini kısan kadınlar

Marjane Satrapi en ünlü eseri “Persepolis”te kendi hikâyesinden yola çıkarak, İran’ın ve dolaylı olarak Avrupa’nın toplumsal cinsiyet rejimine dair mizahi bir eleştiri sunmuştu. “Dikiş Nakış”ta bu tarzını sürdüren Satrapi, bu defa ailesinden bir grup kadının semaverin başındaki dedikodulu sohbetine odaklanıyor. Kitabın giriş bölümünde Satrapi duruşunu okurlarına hatırlatıyor, babaannesinin, gözlerini kısarak daha hülyalı bakmasının kendisine daha fazla âşık kazandıracağı önerisini kendi mizah anlayışıyla, incitmeden bertaraf ediyor.

Evdeki ruhu havalandırmak

Sekiz kadının, Satrapi’nin demlediği çayın etrafında toplanmasının sebebi, erkeklerin itinayla uzak tutulduğu dedikodulu sohbetler. Bu sohbetler aslında kamusal alanda görünürlüğü kısıtlanan kadınların, özel alanda homososyal mekânları yaratması olarak ifade edilebilir. Bir arada toplanma sebebini Satrapi’nin babaannesi, “dedikodu ruhun vantilatörüdür” diye açıklıyor. Ve kadınlar; devletin, babanın, kocanın onları sıkıştırdığı dar alandaki yüreklerini havalandırmaya başlıyorlar.




Kadınların konusu başka kadınlar. Evlenen, zorla evlendirilen, evlenmek istemeyen, evlenmenin kötülüklerinden bahseden kadınlar… Farklı yaşlarda ve farkı sınıflardan sekiz kadının örtülü konusuysa cinsellik.

Cinsellik kadınlar için konuşulması en zor, diğer yandan da konuşulmaya can atılan meselelerden. Satrapi’nin hanesi bu konuları açık yüreklikle tartışıyor. Birçok çocuğu olduğu halde kocasının similyasını hiç görmemiş olanlar ve cinsel özgürlüğü için bedel ödemiş kadınlar anlatıyor. Tüm hikâyelerde heteronormatif eğilim baskın ancak tüm hikâyeler okuyucunun algısı doğrultusunda heteronormatif ilişki dayatmasının eleştirisi mahiyetinde.

Ataerkil toplumsal cinsiyet rejiminin ikiyüzlülüğünü her iki cinsiyet üzerinden de ifşa eden hikâyeler mevcut. Çocuk yaşta kızını evlendirmeye zorlayan aile, zoraki tekeşliliğin sebep olduğu kişisel hüsranlar, inşa edilen estetik bedenlere kavuşma arzusu…

Direnen kadınlar ise Satrapi’nin baş tacı, büyükçe burnunu seven babanesi, 56 yaşındaki general kocasından ilk gece kaçan Parvine, Avrupa’da kendine yeni bir hayat kuran Amineh ve diğerleri… İktidar varsa direniş de var…

Kökler ve kanatlar

Kitaba ismini veren hikâye bekâret üzerine. O incecik zar tabakasının, kadınların cinsel hayatla -ve belki de hayatla- arasındaki sınırı çiziyor oluşu. Kızlık zarının toplumsal cinsiyet duvarlarından daha fazla geçirgen ve esnek oluşu… Yeniden evlenmek için kanaviçeye, örgüye, dikiş nakışa merak salan kadınlar…



Yeni okuyacaklar için hikâyeyi daha fazla kurcalamamakta yarar var diye düşünüyorum. Cinselliği düşünmenin, sorgulamanın, sevmenin ve olduğu gibi kabul etmenin insanın kökleriyle, yabanıllığıyla ve doğasıyla gerçek bir ilişkisi var. “Dikiş Nakış” size de kendi köklerinizi hatırlatabilir yeni kanatlar takabilir.

Köklere sahip olmanın kanatları kırmadığı bir dünyayı düşlemeyi kolaylaştırması için Satrapi’nin “Dikiş Nakış”ı iyi gelebilir.

Keyifli okumalar.

*Bu yazı kaosgl.org için yazılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum

sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya için lekeler, çizgiler...